Orta Avrupa Gezisi

Berlin varışlı turun ilk günü panoramik bir tur ile başlıyor. Duvarın etkilerini silmeye çalışan kentin, “doğu ve batı” iken sahip olduğu karakterler olduğu gibi durmakta. Almanya ilginç bir ülke. Tarihiyle barışıp sergilemeyi tercih ediyor. İz silmeye çalışmıyor. Bir dönem “utanç” diye adlandırılan bölgeler çevrilip gösterime açılıyor, turistik gelir kaynağı oluyor.
Bizim Berlin’den fazla etkilenmememizin nedeni tur yorgunluğunun “gece” yaşamaya izin vermemesi. Çünkü diyorlar ki “Berlin geceleri çok renklidir. “ (Turlardan bağımsız gitmeye niyetlenenler için uyarıdır.)
Yeme içme açısından zorluk çekilecek yer değil. Türk nüfusunun fazla olması bildik tanıdık yiyeceklerle karşılaşmanızı sağlıyor. Bunun yanı sıra değişik yemek arayanlar için de alternatifler var.
Doğu Berlin karakteristiği kenti baştan başa saran mavi gaz borularıyla döşeli olması. Duvar ise pano gibi işlenmiş, boyanmış, kentin tablosu olmuş.
İlk gece Berlin’deyiz. Turun gençleri Berlin gecelerine biz dinlenmeye.
Ama Berlin’i böyle bırakmam. Almanya Polonya gezisinde iki katı zaman veriliyor Berlin için ve bu sefer o kadar yorgun olmayacağım, bekle beni:)

İkinci gün durağı Dresden.
Ne yalan diyeyim yapıların azametine mi tutuldum nedir? Dresden bir başka geldi bana. Yapıları köprüleri nehri manzarası hepimizin ruhuna çok iyi geldi.
Türk nüfusunun fazla olduğu yerlerden biri burası. Yine yemek konusunda yokluk çekmiyorsunuz. Diğer gezilerde kendimizi mecbur hissettiğimiz fast foodlara bu gezide yüz vermedik. Bölge tatlarına aşina olmaya çalıştık.
Dresden’ e Elbe’nin Floransa’sı deniyor. Barok mimarinin güçlü olarak hissedildiği şehir merkezinde, Zwinger Sarayı, kral yolu, Elbe Nehri, Martin Luther heykeli görülecekler arasında.
Dresden gezisinde bir “klasik” olarak kaybolduk:)
Bu sefer internetsiz telefonsuz olmadığım için rehberle temasa geçip canlı bir konum bilgisi alarak 15 dakikayla “klasiği” tamamladık.

Dresden’de gezip şehrin tadına vardıktan sonra, Prag’a doğru yola çıkıyoruz. Uzun süredir merak ettiğim yerlerden biriydi Prag. Hem ilave gezilerle Cesky Krumlov ve Karlovy Vary bonuslarımız da var. Çekya’da gitmek isteyip gidemediğim bir tek Krakow kalacak ki onu da Prag’a tekrar gittiğimde ilave edeceğim.
Çekya klasik bir Avrupa ülkesi. Az katlı binalar, işlek ve trafiksiz bol kafeli caddeler, düzenli temiz kentler.
Bu kentlerden ilk göreceğimiz Prag.
Dünyada eşi benzeri olmasın diyerek yaptırılan, yapımı sonrası eser sahibini kör ederek bir trajediye imza atan kralın, göz bebeği olan “Astronomik Saat Kule’si” bu kentte yer alıyor. Saat detayları hem zamanı hem burçları hem de sağ ve solunda yer alan hareketli ikonlarıyla felsefi yorumlar içeriyor.
Euro kullanmadıkları için bozdurmak ve kron almak gerekiyor. Geçen yerler de var ama fal bakmaya gerek yok dedik topluluğa uyduk. Kredi kartı kullanırken yazılan meblağa dikkat edip şifrenizi girmeniz önemli. Aman dikkat!
Ne yiyeceğini bilemeyen herkes gibi bol soslu spagetti ve siyah bira tercih ettik. Eğer hesabı sürekli bizim paraya çevirmeye çalışmazsanız yemeklerin tadına varabilirsiniz. (Ben hesap yapmaktan kendimi alıkoyamadım)
Çekya; kristaller, sıcak ve şifalı sular memleketi. Hediyelik eşya satılan yerlerde kristallere ve onlarla bezeli eşyalara denk geliyoruz bol bol.
Ne yalan söyleyeyim şu magnet çılgınlığına tanesi 25 liradan iştirak edemedim bu sefer. (Söyledim ya hesap yapmadan duramıyorum) Sanırım git gide daha cimri oluyorum😬
Esnaf burnundan kıl aldırmıyor nezaket beklerseniz çook beklersiniz. Sanırım hizmet sektöründe her zaman önde olacağız. Müşteriden ziyade misafir kültürümüz var çünkü.

Prag’ı gün boyu turladıktan sonra otele doğru yola çıkıyoruz.

Ertesi gün ilave geziler kapsamında ilk durağımız Karlovy Vary. Sucak sular ve kristaller kenti. Kralın banyosu anlamına gelen kent, 1918’de Atamıza da ev sahipliği yapmış. Adına basılı plaket kaldığı otelin duvarını süslüyor.
Dvorak, Mozart, Göethe, Beethoven, Büyük Petro ve Puşkin’in evlerini görme fırsatımız var.
İnanılmaz huzurlu ve sakin kentin 50 bin nüfusu var. Turistik amaçlı kiraya verilen dükkanların sahipleri fiyatça daha uygun yerlerde yaşamayı tercih etmişler.
Yan yana sempatik dükkanlar içerisinde alışveriş yapabilirsiniz.
Damak tadımızın çok da dışında olmayan sebze çorbalı menülerini beğendik. Su kıyısından köprüler boyu yürüdük ve meşhur Karlovy Vary yazısı önünde fotoğraf aldık.
Aklımın kaldığı yerlerden biri olarak not ettiğim güzellikten ayrılarak Prag’daki otelinize doğru yola çıktık. Bu gece Çek mutfağı ve folk müziği ile birlikte yemek yiyoruz. Damak tadımıza uygun leziz yiyecekler, eğlenceli müzikler, turistlerin katılımıyla gülmenin eğlenmenin bol olduğu bir akşam yemeği yedikten sonra dönüyoruz.

Rotamız bir diğer Orta Avrupa klasiği Cesky Krumlov.
Bir masala tanıklık etmek isteyenlerin kendini muhteşem hissedeceği bir kasaba burası. Tek ve iki katlı kırmızı kiremitli şirin sempatik binaların yeşilin mavinin çiçeğin her yerde olduğu yüzünüzü gülümseten yeryüzü cennetlerinden.
Her taraf yürüme mesafesinde. Fotoğraf almaya hazır halde kale içinden tepelere gitmeye başlıyoruz. Seyir için uygun noktalardan aynı “güzelliği” değişik açılardan alabilmek için heyecanla fotoğraf çekenlerle dolu etraf.
Mis gibi manzaranın tadını çıkara çıkara kıyı bucak gezilmesi gereken yerlerden. Önemle not ediniz.
Masaldan ayrılıp otele dönmek zor gelse de yarın yeni bir rotamız yeni bir heyecanımız var.

Yol haritamız Avusturya Viyana’dan geçecek ve saat 17 sularında olduğumuz kentte yemek, alışveriş ve gezme için sadece 5 saat vaktimiz olacak.
Viyana lüks bir kent. Her detayında bu gizli, yapıları, çatıları, tabağı minimum 15 euro’dan restoranları ile adım attığınız her an size para harcatabilir. Geniş caddeleri ve binaları şehrin vitrini adeta. Buraya bir tam gün vermeyen turları da kınıyorum buradan:)
Viyana şnitzelleriyle ünlü. Tavuk yerine dana şnitzel yapan oldukça popüler bir kaç restoranı var. Buraya gelmeden önce tavsiye almıştım gerçi ama, biz Viyana’ya seyahat ederken İstanbul’da başlayan dolu tadımı kaçırdı. Eve çilingirle birilerini sokup hasar tespiti yapmaya çalışırken, ne tavsiye ne keyif kaldı.
Viyana eksik kaldı mallesef. Velhasıl şu turlarda başıma en çok gelen olay ve akabindeki his “buralara tekrar gelmek lazım” şeklinde oluyor her zaman.
Unutmadan söyleyelim; şimdiye kadarki her rotamızda su 2-3 euro ama bu zengin kentin sokaktaki suları içiliyor:) Normalde serin olması gerekirken inanılmaz bir sıcakla karşılaştık. Servis yapan garson, bu yıl en az beş derece fazla olduğunu söyledi..
Yemek faslını uzatınca Viyana’nın akşam üstü halini fotoğraflayabildik.

Gündüz fotolarından en güzeli turumuzun 19 yaşındaki tıp öğrencisi İrem’e ait:)

Bize de akşam fotoğrafları kaldı..

Slovakia’dan geçeceğiz. Pek tabii ki Bratislava’yı didikleyeceğiz. Yeri gelmişken yazayım. İlk varış ve son duraktan dönüş dışında otobüsle transfer yapılıyor.
Bratislava sempatik kelimesinin bir kentte vücut bulmuş hali. Orta Avrupa’nın en zengin başkentlerinden.
En dar bina önünde çocuklar gibi fotoğraf almakla kalmadık, yolun yukarısından kraliyet armaları hizasında yürüyen kraliyet mensuplarını taklit ettik, yolda üzerinde ülke ve kent adları olan dökümlerde fal bakarak seneye nereye gideceğimize baktık. (Bana Paris çıktı..Ama ben gördüüüm dememeli, vardır bir hayır bekleyelim görelim.)
St. Martin Katedral’i, Tiyatro binası, Parlamento görülecek yerler arasında.
Müzisyenlere ev sahipliği yapmış bu nokta, bu turda asla es geçilmemeli.

Şimdi 2003’de gittiğim ve bir hafta kaldığım Budapeşte’yi tekrar görme fırsatı.
Tuna’nın iki kıyısında şahaneleri dizili, modern dans ve eğlence dolu güzel şehir.
Gündüz bir panoramik ile başlanan turda serbest zamanda cadde ve sokakların keyfine varabiliyorsunuz.
Kahramanlar Anıt’ı, kale, Erszebet Köprü’sü, Zincirli Köprü gezmeye görmeye değer.

Bu akşam Çigan gecesi var. Geleneksel tatları ve müziği deneyimleyeceğimiz geceye doğru hazırlanmak üzere otele geçiyoruz. Masalarda macar acı biberi ile “zehir” kıvamında soslar var. Geleneksel “gulaş” çorbasına boca ederek gözlerimiz yaşara yaşara, burnumuzu çeke çeke de olsa tadını çıkarıyoruz. Ünlü Tokaji şaraplarını tatma fırsatını da unutmayalım. Gece ile birlikte otele dönme vakti de geliyor.

Biz Budapeşte akşam gezmesini yarına bırakıp, Estergon ve Szentendre ilave gezilerimizi yapacağız bugün.
Estergon kalesini fotoğraflayıp tarihçesini alıyoruz. Kale kalmamış elbette sadece sur kalıntıları var. Onun yerine dev bir Bazilika yapılmış. Surdan sura atlarım hayalinde olanlar için hayal kırıklığı yaratabilir:)
Eski olmayan ama görülmesi gereken Milenyum Anıtı’nı da unutmayın. Estergon’a giderken aklınızda kahramanlık türküleri olacak ama son karede Bazilika baskın gelecek maalesef.
Estergon sonrası yemek yemeğe gidiyoruz. Biz turu her şeyi içinde olacak şekilde satın aldık. Bugünün öğlen yemeği, diyebilirim ki tüm aktiviteler içinde en çarpıcı olanı. Ceylan eti çorbası güveçlerle geliyor, muazzam lezzet asla tek tabak yetmiyor. Masanın üzeri acı biber sosları ekmekler tereyağlı çeşnilerle dolu. Kral sofrası demek yanlış olmaz ki, hakikaten masalarda pelerinler ve taçlar var, kral kraliçe olmak isteyenlere:)
Canlı müzik eşliğinde et ve hindi tandır sonrasında gelen kestaneli kuplar ile kendimizden geçip, kraliyet testilerinden şarap içerek “yaşasın yemek yemek” dedik..valla dedik:)

Hediyelik eşya seçiminde diğer noktalara göre daha uygun olduğu söylenen Szentendre’ye uğruyoruz. Minik tefek şirin köyde, isteyenler alışverişlerini tamamlıyor ve Budapeşte’ye dönüyoruz. Akşama tekne turu var ama o kadar tokuz ki “lütfen yemekli olmasın!” diyoruz.

Türkiye’den olduğumuzu anlayan “Üsküdar’a gider iken aldı da bir yağmur” çalmaya ya da söylemeye başlıyor. Biz de gülümsedik ve Üsküdarlı daveti ret etmedik. Ana caddelerden birinde yer alan bir mekanın bahçesinde çiftler dans gösterisine tanık olduk. Bir çoğu amatör dansçı, sevgili, eş o kadar güzellerdi ki uzun süre ayrılamayıp seyrettik.

Akşam üzeri tekne turu bu rotada zorunlu olmalı. Çünkü tekne turu bu gezinin “creme de la creme”i..bizden söylemesi. O şahaneleri ışıklı halleriyle fotoğraflamaya doyamayacaksınız. (Avrupa’nın en iyi ışıklandırılmış kentlerinden biri çünkü) Buz gibi bira alınız. (servis önerisidir.)

Bugün Belgrad’a hareket ediyoruz. Yolumuz üzerinde Macaristan sınırlarında bulunan, Kanuni Sultan Süleyman’ın sadece “iki” saatte sonlandırdığı ve zafer olarak tarihe yazdırdığı “Mohaç” var. Meydanın bir kısmı ikon ve tahta heykellerle dramatize edilerek savaş canlandırması yapılmış. Bir nevi anıt mezar gibi.
Ardından savaş ve sonuçları belgeselini müze içerisinde seyrederek diğer durağımız olan Karlofça’ya uğruyoruz. Minik bir tur ardından yemek yemek ve gezmek üzere yönümüzü Novi Sad’a çeviriyoruz. Leziz ev tipi burgerler kocaman porsiyonlarla geliyor ve içecekle birlikte 6-7 euro ödüyoruz.
Kaleyi, Özgürlük Meydanı’nı gezinip otobüsümüze dönüyoruz. Belgrad’da kalacağız ancak gezme kısmı ertesi gün olacak.

Sabah kahvaltı sonrası 2. rehber eşliğinde, Damat Ali Paşa Türbe’si, Zindan Kapı, Sokullu Mehmet Paşa Çeşme’si, Terazi Meydan’ı, Taş Meydan gezerek serbest zamana geçtik. Bu zamanı Tesla Müzesi’ni gezmeye, yemek yemeye ve Belgrad’a özgü AVM’lere girmeye harcadık ve artık dönme zamanı.

Gerçekten dolu ve yorucu bir tur programı “Orta Avrupa”. Çoğu yer de, “sonra gitmek üzere” aklınızda kalıyor. Ancak 1 haftada 6 ülke ve 11 merkez gezmenin bu yoğunluk dışında başka da yöntemi yok gibi görünmekte. Biz; çok beğendiğimiz yerleri, uygun zamanda hafta sonları çerçevesinde tekrar gezme kararı alarak gezimizi sonlandırdık.

Başka gezi yazılarında görüşmek üzere:)

Son Söz: “evde oturan erken ölür” -çingene atasözü-

Hakkında TahinPekmez

Benzemez ama çok da benzer, birer anne, arkadaş..hayat gibi..

Bir cevap yazın

Or