• Fikrinizi Alalım

    Gezi yazıları mı? Kahvaltı mekanları mı?

    View Results

    Loading ... Loading ...

Yayla macerası “Madur”


Fotoğrafları karıştırırken “bunu neden yazmamışım” dediğim gezidir “Madur Dağı”
Trabzon Sürmene ilçesinde kime sorsanız gösterir mesafede Köşk yaylasına doğru tırmanış yavaş ve dikkatli gidilmesi gereken yolda gerçekleşiyor. Gidiş için ne vites kullanıldıysa, dönüşte de minimum frenle aynı vitesle inilmesi balata sağlığı için iyidir.
Bulutların üstüne çıktığımız bu gezide yaz ortasında üşüme, akşam çöken sisin pencerelerden girmesinin verdiği “dağlar kızı” hissi ve gece yakılan ateşin keyfi birleşti. Ortaya enfes bir gezi çıktı..
Çıktığımız yayla turistik değil. Dolayısıyla “tanıdık” birileri olmalı. Gezmeye gidilir, kamp atılır ancak pişen lezzetlerden nasip almanın yegane şartı yayla evinin sahibine misafir olmaktır.
Alışık değilseniz yükseklik başta kulak olmak üzere baş ağrısı ve genel anlamda hasta hissetmenize yol açabiliyor.
Yaylada en büyük avantaj su. Kaynak gördüğünüz her noktada düşünmeden içebilirsiniz.

Alabalığın hası da yayla derelerinde. Sonrası bir tavaya bir de tereyağına bakıyor. Akşam üzeri olduğu için gürül gürül yanan soba ve de enfes balıklarla çekilen ziyafet sonrası sohbet ve ateş başı güzelliği paha biçilemez.
“…..Sabah uyumamıza izin vermiyor, erken saatlerde gözümüzü açıyoruz.

Dışarıda çıngırak sesleri ineklerin danaların kendi kendilerine otlamaya gittiklerini haber veriyor. Baştaki şaşkınlığım, akşam saatlerinde yine kendiliğinden geri döndüklerini görünce ikiye katlanıyor:)
Evin karşısında yayla evinin küçük mandırası elde ettiği sütü dönüştürüyor. Yayık devri geride kalmış demek ki, önce kaymağın ayrılması için makineye vuruluyor süt. Güya yağı alınmış süt de bizim kentte içtiğimizden kat be kat yağlı tabii ki..
Yağı alınsa da yağsız olamayan sütten yapılan peynirler enfes.

Kaymak Karadeniz’e özgü kuymak olarak soframızda yerini alıyor, yanına tereyağında yumurta eşlik ediyor.

Hafif bir muhallebi olan “paluze” de masada. Kıtlıktan çıkmış gibi olduğumuzu sanırım söylemeye gerek yok. Bu kadar yemeye ölürüz diye düşünürken çıkılan yürüyüş ile “Madur”‘a doğru yol alıyoruz.

Bir iki saat sonra gelen açlık hissi hepimizi şaşırtıyor. Son derece kıymetli antioksidan “ligarba” ile tanışıyorum.
Yemesi de güzel reçeline ekmeği gömmesi de:) yayla çiçekleri her derde deva. Yayla kadınlarının toplayıp destelemekten bıkmadıkları şifa otları…
Güneşi yaylada batırıp akşam yemeğinin derdine düşünce mangal vakti de gelmiş oluyor haliyle. 3 gün birşey yemem diyen biz, 3 günlük daha yiyoruz..yeme ve yürümelere doğanın serinliği eşlik ediyor.


Görülmemiş güzellikte keçiler, yolunu kendi bulan inekler, ağaç bitmeyen yükseklikte halı gibi yeşil örtüde cidden bu dünyada olmadığınız hissini veriyor.
Bize de Mustafa’ya ve ablası Fatma’ya teşekkür etmek kalıyor. Nemli ağustos gününe doğru ağır ağır inmeye başlıyoruz.

Hakkında TahinPekmez

Benzemez ama çok da benzer, birer anne, arkadaş..hayat gibi..

Bir Cevap Yazın

Or